|
Kadınlarımız," Saçı uzun aklı kısa " diye hor gördüğümüz, "Sırtından sopasını, karnından sıpasını " eksik etmediğimiz, "Bir elinde cımbız bir elinde ayna , umurunda mı dünya" dizeleriyle şiirleştirdiğimiz Kadınlarımız. Elinin hamuruyla erkek işine karıştırmadığımız, " Cenneti ayaklarının altına serdiğimiz ", fakat sırtında bebeğiyle pamuk tarlalarına sürdüğümüz.Onları özgürleştirmek yerine, sığınma evleri açtığımız " eksik etek " diye alay edip, Erzincan sobası kadar bile değer biçmediğimiz, soframızdaki yeri öküzümüzden sonra gelen anamız avradımız yarimiz yani Kadınlarımız.
Nedir 8 Mart ? Özel mülkiyetle başlayan, toplum gerçekliğinin yaratmış olduğu onlarca sorundan sadece bir tanesidir kadın sorunu. 8 Mart 1857 ‘de New York’ta, kadın tekstil işçilerinin , daha iyi bir yaşam koşulları ve iş saatlerinin düşürülmesi için başlattıkları mücadele kanla bastırıldı. İşte o günün anısına 1910′da toplanan II. Enternasyonal, Clara Zetkin önderliğinde 8 Mart’ı dünya emekçi kadınlarının birlik, mücadele ve dayanışma günü olarak kabul etti. Burjuvazi, ülkemizde ya da başka ülkelerde, daha doğrusu kadının olduğu her yerde kadını, yıllardır ya yok sayıyor insan yerine koymuyor ya da onu hepten hiçliyor. Kadın, sınıfsal sömürünün ya da ikinci cins görülmenin dayattığı bir dizi haksızlığı yaşamak zorunda kalıyor.Yaşamı hakkında hep başkaları karar veriyor. Gençken baba ya da ağabey, evliyken kocası, çalışıyor ise işvereni. Kısacası bu üretim ilişkilerinin kadınlara dayattığı temel gerçekliktir zindan içinde zindan yaşamak. Erkek egemen ideolojilerinin hakim olduğu her yerde, kadın sorunu, salt kadınları ilgilendiren bir sorun değil, o çeşitli yanlarıyla toplumsal bir yara, ya da olgudur. Türkiye’de ya da başka bir ülkede ki kadın sorununun temel nedeni,eğitim sorunu olmaktan öte,sistemin siyasi-kültür yapısal sorunudur. Ülkemizde, 1934 yılında Türk kadınlara verilen seçme ve seçilme hakkı yasalarla verildi. Ama önemli olan hakların ya da özgürlüklerin var olması değildir. Önemli olan o hakların içselleştirilmesi, hayata geçirilmesinin şartlarının yaratılmasıdır. Kadın sorunu her dönemde kavgası verilmesi gereken bir olgudur.Çünkü çözümü kafalardaki yanlış değer yargılarını yıkmakla ve doğru değer yargılarıyla donanmış yeni tipte insan yaratılmasıyla mümkündü. 90′lı yıllarda ülkemizde kadın hakları için ortaya çıkan son yıllarda ise sesleri solukları pek çıkmaz olan feministler ve sosyalist feministler ise soruna ilaç olmaktan uzak bir reformist bir örgütlenme biçimini gözler önüne serdi. Türkiye’de feminizm, kendi iç dinamikleriyle gelişmiş bir hareket, bir fikir değildir. Bizzat burjuvazi tarafından körüklenen, desteklenen feminizm, sınıf gerçekliğinden uzak, cins ayrımcılığı üzerine inşa edilen bir harekettir. Feminizmin, odağına erkek düşmanlığı koyarak, düzen sınırları içerisinde çözümler arayarak, sadece "kadıncı " bir örgütlenme modeliyle bir yere varması mümkün değildir. Bir toplumda kadınların-toplumsal, cinsel, ekonomik ve siyasi sorunları varsa, bunları toplumsal formasyondan ayrı düşünmek, bir başına ele almak, asla çözüm olamaz. Özgürlük toplumsal yaşam içinde biçimlenmiş bir kavramdır. Özgürlük her istediğini yapmak eylemi olmadığı gibi,olayı sadece "kadın özgürlüğü" ya da " erkek özgürlüğü" şeklinde ele alma, irdeleme ya da bu savlardan birini temel belirleyici olarak görme durumu da değildir. Çünkü toplumun bütün değerlerinden soyutlanmış tek başına bir özgürlük olamaz. Dahası ne kadın ne de erkek tüm değerlerden yalıtılmış tasarımsal bir özgürlüğü yaşayamazlar/ hayata geçiremezler. Bu mümkün değildir
KADIN Kimi der ki kadın uzun kış gecelerinde yatmak içindir. Kimi der ki kadın yeşil bir harman yerinde dokuz zilli köçek gibi oynatmak içindir. Kimi der ki ayalimdir. Boynumda taşıdığım vebalimdir. Kimi der ki hamur yoğuran. Ne o, ne bu, ne döşek, ne köçek, ne ayal,ne vebal. O benim kollarım, bacaklarım. Yavrum,annem, karım, kız kardeşim hayat arkadaşımdır. Nazım Hikmet
|