|
Türkiye’de yaşamak gün be gün zorlaşıyor. Her gün bir gündem, her gün yüzlerce çeşit olay kapımızda bekliyor. Bu belki basının malzeme bulma konusunda iyi sayılabilir tarafı ama Bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak bu kadar gündem Bu kadar gerginlik, bu kadar soruna “artık yeteeeerrr” diye avazım çıktığı kadar bağırasım geliyor.
İş yerinde sürekli bu gündemlerle meşgulken, eve gidip kafayı boşaltmak gerekiyor değil mi? Ne mümkün..? *** Şarkıcı Sıla’nın dediği gibi “KAFA NEREYE BİZ ORAYA” olduk yani! Eve gidiyoruz; TV karşısında şöyle bir akşam yemeği yiyelim diyoruz Bir bakmışsın kendimizi haber kanallarının birinde buluyoruz. İzliyoruz, dinliyoruz mecburen. İzlemesek de kafa oradan hiç ayrılmıyor. O bitiyor, tartışma programları başlıyor. “Yok ben gerçekten sıkıldım, tartışma programı izlemek istemiyorum” diyorum. Mutfakta ki TV’den Nazlı Ilıcak, Nagehan Alçı’nın sesi geliyor kulağım, “aman” diyorum! Bu kez çocuklarla Yumurcak TV izlemeye koyuluyorum, orası da başka alem olmuş onu fark ediyorum. Başar’ın yanına uzandım ki hiç olmazsa onun sevincine ortak olayım da CALLİO izleyim diye. CALLİO annesine soruyor; “anne dışarıda n’oluyor böyle..?” Anne cevap veriyor: “rahmet yağıyor oğlum”. Rahmetin ne olduğunu anlamayan saf çocuk CALLİO Beklenen soruyu soruyor: “rahmet ne anne?” “yağmur demek oğlum” diyor annesi… *** İçim daralıyor, orada da huzur bulamıyorum… Her taraf kuşatılmış, her taraf en ince ayrıntısına kadar düşünülmüş. Hiçbir boşluk atlanmamış. Tüm bu program çerçevesinde yapılmak istenenler hayata geçirilirken sesli tepkiler doğmaması için de ortaya suni gündemler atılmış. Gündemin üç çeşidi var: Gerçek gündem, suni gündem, görülmesi istenmeyen gündem… Gerçek gündem; gün içinde insana özgü yaşanmışlıkların yer aldığı olayların bizlere deklerasyonu… Kaza, gasp, tecavüz, intihar, olağan siyasi gelişmeler gibi gerçekte yaşananlar… *** Suni gündem; diğer iki gündem çeşidinin bizi rahatsız etmemesi, atı alanın Üsküdar’ı geçmesi için önümüze sunulan balon haberler topluluğu. Suni gündemler bir anlamda, görülmesi istenmeyen gündemlerin de alt yapısını oluşturur. Mesela Diyanet işlerinin, çocukları umre ziyaretine götürmesi gibi. Burada olay; üzüm yemek değil, bağcının tepkisini ölçmek. Vur-kaç taktiği yani. “Bir ortaya atalım bakalım, konuşanlar konuşsun, yazanlar yazsın, sonra karar veririz” mantığıdır. Mesela kadın bir yazarın “dizilerde ki kadınlar akıllı. Kadınlar onlara özendikleri için evlilikleri yürümüyor. Orada kadınlara ayaklarının üzerinde durması, erkeğe muhtaç halden çıkması öğretiliyor. Böyle olunca da boşanmalar oluyor. Kadın dediğin teslimiyetçi olmalı” sözleri var. Alın size balon bir gündem daha… Bu değerli yazara yorum yaparak onun ve onu ortaya salanların ağına düşmemek adına Yorum hakkımı kendimde saklı tutuyorum. Maşa varken elimizi yakmayalım diyenlerin basit oyununa gelmeye niyetim yok! *** Bütün bunların altında yatan şey ise, aslında gerçek gündemin ta kendisini oluşturan ve bizim görmemizi istemedikleri gündemlerin ört-pas edilme isteği var..! Futbolda şike, tutuklu milletvekilleri, tutuklu askerler ve gazeteciler, genelkurmay başkanının tutuklanması, terör, şehitler, kürt sorunu, komşularla dış ilişkilerin geldiği noktalar, ana muhalefet liderine fezleke hazırlanması, eğitim müfredatının içler acısı hali, yoklukla gelen intiharlar, talanlar, asgari ücretlinin, emeklinin, memurun hali, yapılan zamlar, satılan mallar, her gün artan işsizlik, yolsuzluk ve yoksulluk… Ve daha niceleri… *** İşte bu kadar gündem içinde insanın deliler gibi bağırası geliyor. Yapmayın be kardeşim yapmayın Allah aşkına! Ne istiyorsunuz güzelim memleketimizden? Canınıza kastınız mı var? Olan bir düzeni değiştirmek, onu örselemekle elinize ne geçecek? Arzu ettiğiniz düzen gün gelip sizi de içine alıp yutmaz mı sanıyorsunuz? Bugün yüzde doksan sekizlerle yönetimlere gelen liderlerin sonlarını gördünüz işte! Hiç biri kendine bu sonu layık görmezdi eminim. *** İnsanoğlunun bu kadar dayatmaya, bu kadar canını yakmaya teşebbüs edenlerin markus talihi hep aynı olmuştur. Kim ister böyle bir sonu..? Kim bununla gurur duyar? Bırakın ülkemizin fabrika ayarlarıyla oynamayı! Ne istiyorsanız aldınız, varsa daha alacaklarınız alın, yiyin afiyet olsun. Biz kendi yağımızda kavrulmaya alışmış bir milletiz. Ama sinekten yağ çıkarmayı beceremiyoruz daha. Sorunlar yumağı bir ülkede yaşamak kime ne kazanç sağlar? Bakın gördük işte, başbakanımız da etten kemiktenmiş. Onun da sağlık sorunu olabiliyormuş, onun da hayata dair kaygıları olabiliyormuş. Hepimiz aynı Allahın kullarıyız. Kimseye torpil olmuyor o tarafta. Gelin güzel yurdumuzda kardeşçe, barış içinde, huzurla yaşayalım. Çok mu imkansız bu..? Veya artık çok mu geç..? Eğer öyleyse daha çookk KAFA NEREYE BİZ ORAYAYIZ” desenize……
|