|

İki dini bayram arası ülkem insanı büyük acılar yaşadı.
Çukurca’da 25 askerimiz şehit edilirken Van’da 7,3’lük deprem acıları büyüttükçe büyüttü.
Ülkede büyük acılar yaşanırken hükümet yetkilileri ülkeyi günlük güneşlik göstermeyi başardı. Her başarısızlıktan başarıyla çıkmayı beceren hükümet şehit cenazelerini ve Van depremini de hükümetinin puan artışına dönüştürdü.
Bunca rezillik karşısında halk sustu, sivil toplum örgütleri sustu, sendikalar sustu, basın sustu. Muhalefetin sesi duyulmadı. Şehit cenazelerinde, deprem bölgelerinde AKP hükümetinin bakanları çözüm üretme yerine bol, bol şov yaptı. Vatandaşı azarladı. Hükümet etmenin aynı zamanda muhalefet etmek olduğunu da sağ cebinden sol cebine Allahın izniyle başarı diye koyuverdi.
Başbakan Erdoğan Van ziyareti sırasında depremzedelere “Bu kış Ağustos’a kadar dişinizi sıkın” derken karşısındaki kalabalık hahoo çekerek bir büyük alkış koparıyordu. Kara teslim olan Van’da içme suları bile donarken Kızılay çadırlarında hayatta kalma mücadelesi veriliyordu. Kara haberler ard arda gelmeye başladı. Donmamak için çadırda soba yakan depremzedenin 2 çocuğu zehirlenerek ölüyor. Van Erciş’te bir çocuk soğuktan donarak ölüyordu. Deniz Olgun henüz 6 yaşında bedensel engelli bir çocuktu. Çadır alamadıkları için babasının yaptığı naylon çadırda 8 kardeşiyle birlikte yaşıyordu. Çadır soğuktu, ısınamıyordu, enfeksiyon kaptı, zatürre oldu. Zatürre Deniz’i alıp götürdü. Başbakan Van meydanında nutuk çekiyordu. Kafasını üniversite hocalarına takmıştı. “Gitmek isteyen üniversite görevlisi gitsin Vanlı gitmeyecek bu kış zorlu geçecek dişini sıkıp dayanacak” diyordu. Açlık neyse de soğuk acımasızdı. Çocukların ve yaşlıların dayanacak güçleri kalmamıştı. Başbakanı Van meydanında dinleyenler hahoo diyerek alkış tufanı koparıyorlardı.
Şehircilikten sorumlu Bakan Erdoğan Bayraktar 7,3’lük depremin hemen ardından bir deprem uzmanı edasıyla “Korkmayın bir daha deprem olmaz, evlerinize dönün” öğüdünü verdiğinin ertesi günü 5,6’lık bir başka deprem, yıkılmayan diğer binaları ve içi insan dolu bir oteli yerle bir etti. Yıkılan otele hükümetin uzmanları oturulabilir raporu bile vermişlerdi. Ne yazık ki, bu otelden biri Japon kurtarma ekibinden bir doktor, iki basın mensubu toplam kırkı aşkın insan ölü çıkarıldı. Bu kötülüğü, şımarıklığı ve bilgisizliği protesto edip Valiyi istifaya çağıran Beşir Atalay’ı dinlemeyen depremzedelerin üzerine polisler salındı. Üzerlerindeki deprem tozları polis coplarıyla silkelenirken copların ulaşamadığı yerlere biber gazlı bombalar atılıyordu. Biber gazından enkaz kurtarma işlerini yapan ekiplerde nasiplerini alıyordu. Hükümetin bu rezillik karşısındaki savunması ilginçti. “Bunlar depremzede değil, provokatör diyorlardı. Van ve Erciş meydanlarında Başbakan siz palavracıları dinlemeyin onlar bu işleri bilmezler, bizi dinleyin dediğinde bulunan kalabalık hahoo sözünü uzatıp, alkış tufanını artırdıkça artırıyordu.
Ordumuz 25 askerimizin şehit edilmesinden sonra kuzey Irak’ın derinliklerinden Kandile doğru ilerliyordu. Başbakan ekonomimizin Çin ve Japonya’dan sonra dünyada üçüncü büyük ekonomiye ulaşıp büyüdüğümüzü halkımızın gelirinin onbeşbin doları aştığını bütün dünyanın bizi kıskandığını böbürlenerek anlatıyordu. Bu büyük devlet karşısında teröre destek veren Avrupa Birliği ülkelerini Almanya’dan uyaran Başbakan Suriye’nin alevi kökenli Baas iktidarının yıkılması için Suriyeli muhalifleri ülkemizde ağırlıyordu. Amerika ve İngiliz Petrol Şirketleri Kuzey Irak’ta Irak Petrollerini yönlendirirken Barzani ve Talabani’nin kurduğu kürt devleti tanınma aşamasını çoktan geçmişti. Amerika’nın Büyük Ortadoğu Projesi tıkır tıkır işlerken Türkiye’deki BOP Eşbaşkanlığı görevini eksiksiz yerine getiriyordu. Bütün bu büyük başarılardan sonra ülkemizde diktatör Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu vesayetçi Cumhuriyete gerek kalmamıştı.
Ülkemiz on yıldır büyük planların uygulandığı küresel güçlerin çizmeleri altında başımıza çuvallar geçirerek ezilirken terör Amerikan-Avrupa destekli canlarımızı alırken, afetler, seller, depremler halkımızın canını yakarken, hükümet meydanlarda adaletin ve kalkınmanın başarısının pembe düşlerini deprem çadırlarında kahkahalarla anlatıyordu.
Mustafa Kemal Atatürk’ün bağımsızlık anlayışını vesayet diktatörlük görenler bakalım ülkemizi hangi tutsaklığın batağına sürükleyecekler.
AKP’ye oy vermeyen yüzde elli sıkın dişinizi başınızın ezilmesine az kaldı. Zorba meclise seçerek gönderdiğiniz milletvekiliyle işe başladı.
Van’da soğuk depremzedenin işini çoktan bitirdi.
Hahoo alkış tufanı hükümetin pembe düşlerindeki ileri demokrasinin özgürlüğünü yaşıyordu.
Aşur EYLEN
|