Kılıçdaroğlu:Belediye Başkanlarımız “İyilikte”yarışmaya devam edecekler… « Kocaeli Gerçek

SON DAKİKA

CHP Genel Başkan Yardımcısı Torun: Muhittin Böcek’in sağlığı iyiye gidiyor

3. SAYFA, EĞİTİM, EKONOMİ, Genel, GÜNDEM, SAĞLIK, SİYASET

Batman’da koronavirüs vaka sayısında,kim ne Dedi?Çelişki Var mı.?

3. SAYFA, DÜNYA, EĞİTİM, EKONOMİ, Genel, GÜNDEM, SAĞLIK, SİYASET

Aytun Çıray : Sağlık Bakanı’nın ve Bakanlığının Güvenirliği büyük yara almıştır..

3. SAYFA, DÜNYA, EĞİTİM, EKONOMİ, Genel, GÜNDEM, SAĞLIK, SİYASET

Hamas üyeleri vatandaşlığa mı alındı.?

3. SAYFA, DÜNYA, EĞİTİM, EKONOMİ, Genel, GÜNDEM, KÜLTÜR SANAT, SAĞLIK, SİYASET

Kılıçdaroğlu:Belediye Başkanlarımız “İyilikte”yarışmaya devam edecekler…

Bu haber 03 Nisan 2020 - 15:46 'de eklendi ve 115 kez görüntülendi.

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, FOX TV’de “İsmail Küçükkaya ile Çalar Saat” canlı yayınında gündeme ilişkin şu değerlendirmelerde bulundu:
İsmail KÜÇÜKKAYA- Cumhuriyet Halk Partisinin Genel Başkanı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nu davet ettim, o da beni kırmadı sağolsun, ama tabi buraya gelmedi, kurallara uyuyoruz, o da Ankara’da CHP Genel Merkezinde. Sayın Kılıçdaroğlu günaydın, nasılsınız efendim? 
Kemal KILIÇDAROĞLU- Günaydın İsmail Bey, iyiyim çok teşekkür ederim. 
İsmail KÜÇÜKKAYA- Efendim davetimizi bizi kırmayıp kabul ettiğiniz için öncelikle içtenlikle teşekkür ediyorum. Çünkü aslında her birimizin kamusal sorumluluğu var, halkımızın haber alma ihtiyacı var. Sizler de bu konularda çalışmalar yapıyorsunuz. Sizinle bu sabah Korona Virüsü konuşmak istiyorum. Bunun ekonomiye yansımalarını; mesela işçiler, işsiz kalanlar, mesela fakir fukara, garip gureba, onlara ulaşılması gereken yardımlar… Bu konularda neler düşünüyorsunuz, neler talimat veriyorsunuz belediye başkanlarına bunları konuşmak istiyorum. İnfaz sistemini konuşmak istiyorum. Benim tutuklu gazeteci arkadaşlarım var, onlar neden kapsam dışında kalacak bunları konuşmak istiyorum. Yani efendim size sormak istediğim pek çok soru var. Ama önce siz pek çok kişiyle de konuşuyorsunuz, Sağlık Bakanlığıyla da konuşuyorsunuz ama sizin partinizde de bu konuda uzmanlar var, öncelikle Korona Virüsü konusunda siz ne biliyorsunuz efendim, size gelen bilgiler nedir ve bu konuda şöyle kısa bir değerlendirme yapar mısınız çok memnun olurum. 
Kemal KILIÇDAROĞLU- Şöyle İsmail Bey, olay Çin’de ortaya çıktıktan sonra doğal olarak sadece ülkeyi yönetenlerin değil siyasete ilgi duyan insanların da bir anlamda kulağı Çin’de oldu ve arkasından bunun yayılma hızını hep beraber gördük. Bu çerçevede bizim yaptığımız çalışma şöyle oldu; 3 ayrı komisyon oluşturduk, hekimlerden oluşan, iktisatçılardan oluşan, sosyologlardan oluşan 3 ayrı komisyon oluşturduk ve olayı bir şekliyle incelemeye çalıştık. İkinci aşama olarak da, tabi Avrupa’ya geldikten sonra, bunun Türkiye’ye yansımaları nasıl olur ve hangi tür önlemler alınmalı bu konuda da özel bir çalışma yaptık ve ilk başta belediye başkanı arkadaşlarımızı uyardık.Özellikle kişilerin evde kalacaklarını da düşünerek, 65 yaş üstü olan tek başına veya herhangi bir evde 65 yaş üstü olan kişilerin adreslerini bütün belediye başkanlarımıza bir şifre vererek kendi bilgisayar ortamımızdan o bilgileri almalarını sağladık. Yani herhangi bir müdahale olduğunda, belediye başkanı 65 yaş ve üstü kişiler nerede hangi evlerde oturuyorlar, yalnız mı oturuyor, iki kişi mi var 65 yaşın üstünde veya bir aile mi var bütün o adresler bir şekliyle verildi bütün belediye başkanlarımıza ve bu konuda hazırlıklı olmalarını istedik. 
Bu arada oturduk tabi ne yapabiliriz yani bu virüsün etkileri nedir, dünyada hangi önlemler alınıyor diye o komisyon çerçevesinde şöyle bir şey düşündük. Bu sadece Türkiye için değil aslında bütün dünya için çok önemli bir sorun. Dolayısıyla Türkiye’de eğer bu salgın hastalıkla yani Covid-19 dediğimiz virüsle mücadele edilecekse bunun bir milli dayanışma duygusu içinde yapılması gerektiğini söyledik. Arkadaşlarımıza da bu konuda gerekli talimatı verdik dedik ki, “milli dayanışma duygusu içinde gideceğiz dolayısıyla hani burada bir iktidar, muhalefet kavgasına sakın ola ki ortam hazırlamayalım çünkü sorun hepimizin sorunu.” Yani Covid-19 virüsü A partili, B partili dinlemiyor, A kimliği, B kimliği dinlemiyor, A inancı, B inancı dinlemiyor. Hedef aldığı insandır, dolayısıyla insanlar da bizim insanlarımızdır. 83 milyon kendi insanımız var. Yaklaşık 4 milyon da göçmenimiz var. Yani 87 milyon insanı ilgilendiren bir olaydır. Dolayısıyla bu çerçevede hareket etmek lazım ve şöyle bir strateji üzerinde yoğunlaştık. Dedik ki, bu sorunu çözmemiz için bir stratejinin oluşması lazım. Nedir bu strateji? Önce sağlık. Sağlık konusunda neler yapılmalı? Arkasından gelen, sağlıkta alınan önlemlerin ekonomiye yansımaları ve o yansımaların doğurduğu yoksulluk. Bu konuda neler yapılmalı, oturduk yani ilk açıklamamı şöyle ifade edeyim ben size, ilk açıklamamı 17 Mart’ta yaptım. 17 Mart’ta Ekonomik Sosyal Konseyin toplanması gerektiğini söyledim.17 Mart’ta yine özellikle işinden olacak olanlara İşsizlik Sigortası Fonundan para ödenmesi gerektiğini söyledim ve pek çok yani 7 – 8 önlemi 17 Mart’ta açıkladım. Sayın Erdoğan sonra bir açıklama yaptı 18 Mart’ta. Orada açıklama tabi bugün eleştirilir mi, eleştirilmez mi bilmiyorum ama çok hazırlıksız yakalandıkları izlenimini edindim. O nedenle 23 Mart’ta bir açıklama daha yaptım, biraz daha ayrıntıya girdim. O ayrıntılar çerçevesinde hareket edilmesi gerektiğini söyledim. Özellikle bu Covid-19 virüsünün yaratacağı paniğin önlenmesi gerektiğini, dolayısıyla bu konuda eğer bir an önce önlemler alınırsa, bu konuda önemli adımlar atılırsa sorunun en az hasarla atlatılabileceğini şahsen düşündüm. Mesela Sağlık Bakanlığı Bilim Kurulu oluşturdu ne kadar güzel. Ve biz Bilim Kurulunun…
İsmail KÜÇÜKKAYA- Şimdi efendim çok konu var. Mesela bunlardan biri şu, hükümet ve Sağlık Bakanlığı böyle peyderpey bazı uygulama ve kısıtlamalara gidiyor. Ama mesela İstanbul’da, İzmir’de veya bütünüyle Türkiye’de tamamen sokağa çıkma yasağı talep ediyor musunuz siz?
Kemal KILIÇDAROĞLU- Şimdi başlangıçta vatandaşlara sadece 65 yaşın üstündekiler sokağa çıkmasın dendi, bu yanlıştı. Çünkü basın toplantısında da söyledim yani 65 yaş ve üstü olan kişi evden çıkmayacak ama onun çocuğu çıkacak işini yapacak, akşam eve gelince zaten bulaştıracak. Yani bu kadar biraz akıl dışı kararları anlamak mümkün değil. “Evde Kal” kampanyası açıldı, bu da tamam güzel ama evde kalınmıyor. Yani sonuçta bu insanlar iş güç sahibi, geçinecekler, aile geçindirecekler, ev geçindirecek, onlara bir güvence verilmesi lazım. Evinizde kalın, sizin sorununuzu biz çözeceğiz denmesi lazım. Evinizde kalın, sizin ekmeğinizi getireceğiz. Evinizde kalın, aylığınızı asgari ücret üzerinden İşsizlik Sigortası Fonundan ödeyeceğiz. Evinizde kalın, şunu şunu yapacağız diye. Bunlar yapılmadı. İşte malum sosyal medyada da, saygın gazeteciler de eleştirdiler yani açıklanan kararlardan birisi işte uçağa binerseniz efendim bilette 18 olan KDV 1’e inecek. Ne ilgisi var yani hem evde kal diyorsun, hem uçağa bin diyorsun. Buna benzer şeyler olumsuz şeyler vardı.  
İsmail Bey, şimdi stratejinin üç ayaklı olması lazımdı. Biz bunu baştan beri söyledik. Birincisi şu, sağlık konusunda Bilim Kurulu hangi kararı veriyorsa o karara uyacaksınız. Çünkü Bilim Kurulu bu işin kalbi, bu işin merkezi. Orada sağlıkçılar var, doktorlar var, yıllarını bu işe vermiş insanlar var. Yani liyakat sahibi olan insanlar var. Sağlık Kurulunun aldığı kararların bir kısmına uyulmadı. Uyulmadığı için toplum bu noktaya geldi ve daha ciddi bir hasarla karşı karşıya kaldı. 
İkincisi de şuydu; evde kal dedik, sonra bazı yerlerde karantina uygulandı, sonra herkes evinde kalsın diye bir kampanya bir şekliyle açıldı. Biz evde kalını aştık, evde tut kampanyasını açmamız lazım, kişiyi evde tutmamız lazım yani sokağa çıkmaması lazım kişilerin diye. Şimdi bu kampanyanın getirdiği bir şey oldu işsizlik. Şimdi işsiz kişinin işi var, kahvehaneyi kapattınız, pastaneyi kapattınız, kuaför salonunu kapattınız ve çok sayıda kişi işsiz kaldı. 
Bakın ben size bir örnek vereceğim İsmail Bey. Sadece bakın kapatılan işyeri Cumhurbaşkanlığı kararı veya bakanların aldığı kararla kapatılan işyeri sayısı 144 bin 690. Bakın bunlardan bazılarını veriyorum size. 
İsmail KÜÇÜKKAYA- Ne zaman efendim bu?
Kemal KILIÇDAROĞLU- Berber, kuaför… Bu evde kalın yani sokağa çıkmayın uygulaması getirildikten sonra, yasağı getirildikten sonra. Otobüslere az binin dendikten sonra bu işyerleri de Cumhurbaşkanlığı kararıyla kapatıldı. Yani bu işyerleri kapanacak dedi, herkes evine çekilsin. 144 bin 690 işyeri kapandı. 
Bakın şimdi; berber, kuaför, güzellik salonu, bu dükkanlar kapandığı için 504 bin kişi işsiz kaldı. 504 bin kişi evinde herhangi bir geliri yok. 
Motorlu kurye çalışanları var hepimiz biliyoruz özellikle büyük kentlerde, bunların sayıları 982 bin kişi ama bunların 500 bini işsiz, diğerleri şu anda hala çalışıyorlar servis yapıyorlar gidiyor. 
AVM’lerdeki işsiz sayısı 523 bin kişi. 
Kahvehaneler kapandı Türkiye genelinde, 259 bin kişi işsiz kaldı. Bunlar gündelikli çalışanlardır, gündelik o gün kahveden elde edilen gelir kahvenin sahibi tarafından veriliyor, akşam eve giderken ekmeğini, yiyeceğini falan götürüyor.
Kantinler okul kantinleri; okullar kapandı, kantinler kapandı, yurtlarda, üniversitelerde, okullarda 150 bin kişi işsiz kaldı. 
Lokanta, restoran, kafe… Bunlar da kapandı 1 milyon 900 bin kişi evine çekildi ve bunlar da işsiz. 
Okul servis araçları, okullar kapandığı için servis araçları da çalışmıyor, 360 bin…
İsmail KÜÇÜKKAYA- Bunlar için ne öneriyorsunuz?
Kemal KILIÇDAROĞLU- Şimdi bunlar için şunu söyledik, biz en baştan dedik ki, bunlar eve gidiyorlar doğru, onlara şu güvence verilmeli: Sizin en azından 3 ay ya da bu iş sona erdikten sonra da tekrar işbaşı yapacaksınız, dükkanlarınızı açacaksınız, burada çalışan işçilerin aylığını asgari ücret üzerinden ben ödeyeceğim.Nereden? İşsizlik Sigortası Fonu kaynağından. İşsizlik Sigortası Fonunda 131 milyar lira para var. Şimdi baktığınız zaman gündelikçi ev kadınları var mesela bunların sayısı 1 milyon. Bunlar evini geçindiriyor temizlik yaparak şurada burada vs. Şimdi bunlarla ilgili önlem alın dedik, bakın bunlarla ilgili hiçbir önlem yok. Alınan önlemler nedir İsmail Bey onu da söyleyeyim kısaca. Dediler ki sosyal açıdan… Şimdi ben hep insana dokunuyorum çünkü sonuçta bütün mücadelemin sağlıkta, işsizlikte, yoksullukta, ihtiyaç sahipleri olanlara yardımda hepsinin kaynağı insandır. İnsanımızı korumak zorundayız. Sosyal devlet bunun için vardır zaten. Sosyal devlet beni bugün korumayacaksa hangi gün koruyacak? Dolayısıyla biz kendilerine söyledik bunu yapın diye, şunu yapın diye. Her birisini tek tek öneri olarak da verdik İşsizlik Sigortası Fonunda para var bu parayı ödeyin. Artı kahvehane mesela, adam kapattı kahvehaneyi, berber salonunu ona da devlet şu güvenceyi vermeliydi: Senin kiranı üç ay süreyle ben ödeyeceğim. Zaten dükkan sahibiyseniz bir sorun yok ama kiranı ödeyemeyecek durumda olursan çünkü gelir elde edemiyorsun senin üç ay kiranı ben ödeyeceğim. Dolayısıyla kişi evine rahat kapanabilirdi. Benim işçimin aylığını asgari ücret üzerinden sosyal devlet ödüyor, zaten sigortalıydı, zaten prim yatırıyordu, benim kiramı da sosyal devlet ödeyecek ben herhangi bir sorunla karşılaşmayacağım. Bunlar yapılmadı. Bunlar yapılabilseydi çok daha güzel bir tablo ortaya çıkacaktı.
İsmail KÜÇÜKKAYA- Sayın Kılıçdaroğlu, şimdi geçen hafta buraya İsmail Küçükkaya’yla demokrasi meydanına Arzu Çerkezoğlu geldi, DİSK Başkanı. Dün de Türk-İş Başkanı, Hak-İş Başkanı bunların da açıklamaları vardı ve siz de dün onlarla böyle Facebook üzerinden yani görüntülü bir video konferans gerçekleştirdiniz. Bugün elimde Yetkin Report’da okuduğum Arzu Çerkezoğlu’nun bir yazısı var, 6 madde öneriyor. İşten çıkarmalar yasaklanmalı bu süreçte. Zorunlu mal ve hizmet üretimi dışında çalışmalar durdurulmalı. Tüm çalışanların gelirleri güvence altına alınmalı. Şimdi efendim siz dün sendika konfederasyon liderleriyle konuştunuz, arkadaşlarım kısa bir video hazırladılar, onu bir izleyelim sonra onlarla ne konuştunuz işçiler için onu size soracağım. 
Sayın Kılıçdaroğlu ne konuştunuz efendim biraz detay verir misiniz? Mesela işten çıkarma olmasın bunları konuştunuz mu?
Kemal KILIÇDAROĞLU- İsmail Bey; daha önce ben TOBB Başkanına, Türkiye Odalar Borsalar Birliği Başkanına, TÜSİAD Başkanına, MÜSİAD Başkanına ve TESK’in Sayın Başkanlarına çağrıda bulundum. Dedim ki, sizler kendi üyelerinize çağrıda bulunun, bu süreç içinde işyeri kapanan var, işsiz olan var, bir şekliyle işyeri kapananlar hiç kimse işçisini çıkarmasın bu süre içinde. En azından onlara bu güvenceyi versinler diye bir çağrıda bulunmuştum. Bir sendika oturdu bir işveren sendikasıyla bir sözleşme yaptı ve kimsenin işten çıkarılamayacağına dair bir güvence verdi. Bu güzel bir şey. Aslında bunun Türkiye genelinde yaygınlaşması lazım. Şimdi İsmail Bey sorunun özünde yatan şu, şimdi sorunu oturup belli bir strateji üzerine oturtursanız yani nasıl çözeceğinize yönelik bir strateji oluşturursanız o sorunu rahatlıkla çözersiniz. Adım adım ve kararlılıkla gidersiniz. Nedir strateji? Sağlıktı. Kime verdiniz? Sağlık çalışanlarına. Kim var orada? Bilim Kurulu var. Bilim Kurulu’nda kim var? Doktorlar var. Bu konuda hazırlık yapılmış mı? Yapılmış. Eksiği var, yanlışı var şu ayrı bir şey ama bir adım atılmış. İkincisi ne? İşsiz kalanlar. Bunlarla ilgili bir şey yapılmış mı? Hayır. Üç, ihtiyaç sahibi olanlar var bu süre içerisinde. İhtiyaç sahibi olanlar için bir şey yapılmış mı? Çok sınırlı sayıda bir şey yapıldı, onun da ayrıntılarına arzu ederseniz biraz sonra girebiliriz. Demek ki,strateji insan odaklı oluşturulmuş değil rant odaklı oluşturulmuş durumda. Zaten bizim itirazımız da burada. 
Şimdi bu sorun nasıl ele alınmalıydı? Sağlık Bakanlığı, sağlık bölümünü aldı. Ekonomik açıdan, sosyal açıdan nerede ele alınması lazım? Ekonomik ve Sosyal Konsey, adı üstünde Ekonomik Sosyal Konsey… Nasıl bir kurul bu? Anayasal bir kurul. En son ne zaman toplanmış? 5 Şubat 2009. Hangi yıldayız? 2020 yılında. Neden toplanmıyor? Ben çağrı yaptım Sayın Erdoğan’a da çağrı yaptım Ekonomik Sosyal Konseyi biran önce toplayın. Neden Ekonomik Sosyal Konsey? Çünkü sağlık bölümünü Sağlık Bakanlığı, ekonomik ve sosyal bölümünü de Ekonomik ve Sosyal Konsey’in çözmesi lazım, öneri getirmesi lazım. Ne demek Ekonomik Sosyal Konsey? Orada işçi temsilcileri var, işveren temsilcileri var, çiftçi temsilcileri var, sağlık temsilcileri var. Yani sivil toplumun hemen hemen her kesimi bir şekliyle var. Orada ne oluşuyor? Bir devlet aklı oluşuyor. Ne demek bu devlet aklı? Sorunu yaşayanlar var, sorunu çözecek olanlar var. İkisi karşılıklı oturuyorlar. İşveren, işçi, çiftçi, emekli diyor ki şu süreçte ben şu sorunlarla karşılaştım. Dolayısıyla sorunu yaşayandan dinliyor. Öbür taraftan da sorunu çözecek olanlar da notlarını alıyorlar ve o çerçevede soruna çözüm üretmeye çalışıyorlar. Bunu söyledim. Sanki ben söylemişim diye hayır efendim biz bunu toplamayacağız. Niçin toplamıyorsunuz? 
Bakın, Çankaya’da bir toplantı yapıldı; Türk Tabipler Birliği orada yok, Türk Eczacılar Birliği orada yok, Türkiye Ziraat Odalar Birliği orada yok. Niçin yok? Bunlar sorun yaşamıyor mu? En ciddi sorunu yaşıyorlar. Bakın bunu ne yaptılar sonunda? Dediler ki, biz ihtiyaç sahibi olanlara yardım edeceğiz. Gayet güzel. Ne kadar para ayırdılar? 2 milyar lira. 2 milyar lira, 2 milyon 111 bin aileye biner lira verilecek ve bir sefer verilecek, başka yok zaten para. Başka ne yaptılar? Efendim en düşük emekli aylığı bin 500 lira olacak dediler. Halbuki daha önce diyorlardı ki bin 500 liranın altında emekli aylığı yok. Benim de dilimde tüy bitti, ya yapmayın etmeyin bin 500 liranın altında dünya kadar aylık alanlar var diye. Neyse o da güzel, hiç itirazımız yok bakın, buna da itirazımız yok. Üçüncüsü de bayramda ödenecek emekli aylığını, ikramiyesini erkene aldılar. Başka? Sosyal açıdan vatandaşı rahatlatacak, işsizi rahatlatacak, işinden olanı rahatlatacak, Cumhurbaşkanlığı kararıyla iş yeri kapatılan kuaföründen servisine kadar hemen hemen herkes işsiz kaldı bu süre içinde, hiçbir gelir elde etmiyor. Onlarla ilgili en ufak bir çözüm yok, herhangi bir şey yok. Şimdi beni rahatsız eden bu. Ben işçi sendikası arkadaşları, yani Sayın Erdoğan’ın yapmadığını sorumluluk hisseden bir kişi olarak ben davet ettim, sağ olsunlar geldiler oturduk, malum siz de az önce gösterdiniz, o çerçevede konuştuk. 
Şimdi buradan orada söyleyemediğim bir şey daha var, Aile Yardımları Sigortası. Şimdi İsmail Bey, Aile Yardımları Sigortası eğer Türkiye’de olsaydı bütün bu sorunlar çok daha rahat aşılabilirdi. Çünkü Aile Yardımları Sigortası 102 sayılı Uluslararası Çalışma Örgütünün kabul ettiği 9 sigorta dalından birisi; sekizi Türkiye’de uygulanıyor, dokuzuncusu uygulanmıyor. Bunu da her seferinde söyledim. İşçi sendikaları da dile getirsinler, emekli sendikaları da ya da emekli dernekleri de dile getirsinler. Bu işin şöyle veya böyle kıyısında, köşesinde ilgi göstereni, akademisyeni, yorumcusu onlar da dile getirsinler. Aile Yardımları Sigortası olduğu takdirde o zaman hiçbir aile benim gelir güvencem yoktur diye düşünmeyecek. Her ailenin sosyal devlette asgari bir gelir güvencesi olacak. Biz bunu sağlamak zorundayız. Ve bu çağrıyı da yaptım Sayın Erdoğan’a, dedim ki, bakın gelin Aile Yardımları Sigortasını parlamentodan süratle geçirelim, böylece 102 sayılı sözleşmenin dokuzuncu yükümlülüğünü de yerine getirmiş oluruz. Türkiye bu yükümlülüğü yerine getirmeye ne zaman söz vermiş İsmail Bey? 1974 yılında. Dolayısıyla böyle ciddi bir sorunla karşı karşıyayız.
İsmail KÜÇÜKKAYA- Şimdi efendim buna devam edeceğiz. Saat 10.46’ya kadar devam edeceğiz. Size sormak istediğim çok soru var. Elimde sizin 13 maddelik paketiniz; bunun içinde esnaf var, çiftçi var, emekli var, işsiz var, sosyal yardıma ihtiyaç duyan vatandaşlarımız var. Her biriyle ilgili sorularım olacak. Cezaevinde tutuklu gazeteci arkadaşlarım var, benim meslektaşlarım Barış Pehlivan, Barış Terkoğlu, Murat Ağırel, isimlerini söyleyemeyeceğim pek çok gazeteci arkadaşım var. Onlarla ilgili de sorular soracağım. Ama biliyorsunuz FOX, Türkiye’nin gözbebeği, Türkiye’nin demokrasisinin nefes alma borusu ama bizim tek teminatımız yani bağımsızlığımızın ve özgürlüğümüzün teminatı reklamlar. Şimdi efendim bir reklamlara gidiyoruz daha sonra döneceğiz ve sizinle canlı yayınımız 10.46’ya kadar devam edecek.
Sayın Kılıçdaroğlu bir kere daha günaydın efendim. 
Kemal KILIÇDAROĞLU– Günaydın.
İsmail KÜÇÜKKAYA- Şimdi önce bir bağış meselesi var. Bu bağış kampanyaları konusu var. Gerek iktidarın, Sayın Cumhurbaşkanının başlatmış olduğu bir bağış kampanyası, gerek sizin özellikle muhalefet partilerinin belediye başkanlarının başlatmış olduğu bir bağış kampanyası. Şöyle kısa bir haberimiz var, onu izleyelim sonra onunla ilgili yorumunuzla başlayalım. 
Efendim ne düşünüyorsunuz, nasıl değerlendiriyorsunuz bu tartışmayı? 
Kemal KILIÇDAROĞLU- Efendim Grup Başkanvekilimiz gayet güzel bir şey söyledi, devlet el açan bir kurum değildir. Devlet el açan vatandaşına yardım eden bir kurumdur. Yine bizim inancımızda önemli bir ilke vardır, iyilikte yarışınız der. İyilikte yarışmak varken neden iyilik yapmak isteyenleri iyilik yapmaktan men ediyorsunuz? Bunu anlamak da mümkün değildir.
Az önce Ekrem Bey söyledi, Sayın Erdoğan’ın açtığı bağış kampanyasından çok önce zaten bizim belediyelerimiz çalışıyorlardı. Bizim belediyelerimiz bugün binlerce kişiye nakit yardımı yaptılar. Onbinlerce kişiye gıda yardımı yaptılar, ayni yardım yaptılar. Elektriklerini açtılar, elektrik ve doğalgaz konusunda ilgili firmalara yazılar yazdılar, onları uyardılar açınız bunları diye. Yine kapanan sular vardı, bütün o kapanan suların işyerlerinde veya evlerde borç nedeniyle suların kapanan suların tekrar açılmasını sağladılar. Biz bütün bunların hepsini yaptık. 
Bakın şimdi şunu anlamakta gerçekten zorlanıyorum İsmail Bey. Anlamakta zorlandığım konu şu, şimdi yardım kanunu ayrı, belediye kanunu ayrı. Yardım kanununa göre gideceksiniz izin isteyeceksiniz valilikten, doğrudur, kimse buna itiraz etmiyor. Ama belediyelerin hizmetleri var ve belediye gelirlerinden birisi de bağışlardır, kanunda yazıyor bu ben söylemiyorum. Belediye gelirleri kanununda 5393 sayılı kanun, bunun 15.maddesinde “borç almak, bağış kabul etmek” diyor. Belediyeye birisi gelip ben bağış vermek istiyorum dediği zaman belediye başkanı bunu kabul eder. Niçin kabul etmesin? Belediye hizmet kuruluşudur. Okul da yapar, yurt da yapar, fakire yardım da yapar, aşevi de açar, onlara nakit yardımı veri, belli kişilere daha farklı sosyal avantajlar sağlar. Bu belediyenin görevidir. Her belde başkanı kendi belediyesinin sınırları içinde mutlu insanları görmek ister, huzurlu insanları görmek ister. Bizim bütün belediye başkanlarımız daha seçimlerin başında dediler ki, taahhüt ettiler, “hiçbir çocuk yatağa aç girmeyecek.” Şimdi biz bunu taahhüt ediyoruz, bunu yapmak istiyoruz. Efendim bağış alamazsın. Bakınız bunu sadece CHP’li belediyeler için söylüyor aslında. Mesela AK Partili belediyeler de bağış alıyorlar. Üstelik bu yasaklamadan sonra bir AK Partili belediyenin işadamlarına yazı yazdığını, bir işadamları derneğine bize bağış yapın dediğini… Yanlış mı yapıyor? Hayır doğru yapıyor. AK Partili belediye başkanları da doğru yapıyorlar. Birisi gelip yardım yapmak istiyorsa, şimdi vatandaş diyelim ki ben çok varlıklıyım İsmail Bey yardım yapacağım, koli hazırlayacağım 100 tane koli ama kimler yoksul bilmiyorum. Açarım 153’ü belediye başkanına diyorum ki 100 koli yardım yapacağım. Bizim belediyeler şunu yapıyorlar, gelen bağışı alıyorlar, ihtiyaç sahiplerine gönderiyorlar veya veriyorlar veya evlerinde teslim ediyorlar o ihtiyaç sahiplerine diyorlar ki, size bağışı şu kişi yaptı. O ihtiyaç sahiplerinin listesini de bağışı yapan kişiye bildiriyorlar. Bu kadar şeffaf bir düzenleme yapıyoruz bir düzenleme yapıyoruz, bir çalışma yapıyoruz biz. 
İsmail KÜÇÜKKAYA- Sayın Kılıçdaroğlu şimdi merkezi iktidar bir bloke etti hesapları da. Fakat siz de bir talimat vermişsiniz belediye başkanlarına, geçen gün buraya davet ettiğim belediye başkanları onu söylediler dediler ki, “Sayın Genel Başkan bize talimat verdi en önemli işiniz gıdaları ve diğer yardımları ihtiyaç sahiplerine ulaştırmak.” Peki nasıl yapacaklar bundan sonra nasıl talimat verdiniz?
Kemal KILIÇDAROĞLU-Yine yapacaklar. İş dünyasından son derece saygın insanlar var yoksullara yardım yapmak istiyorlar getirecekler, paketleri verecekler veya belediye o paketleri oradan alacak yoksullara dağıtacak. Yoksullara dağıtırken de şu kişinin size yardım amacıyla verdikleri kolilerdir denecek, belediye burada aracılık yapacak. Yani kaldı ki, başka bir şey daha var. Belediye gelirlerinde gene 59. madde var, belediye gelirleri arasında bağışlar sayılmış. Bakın yardım değil bağışlar sayılmış zaten. Yapılan tamamen nedir biliyor musunuz İsmail Bey? CHP’li belediyeler yardım yapmasın elini, kolunu bağlayalım şunu yapsın başarısız olsunlar. 
Buradan bütün vatandaşlarıma sesleniyorum, hangi engeli getirirlerse getirsinler bizim belediye başkanlarımız iyilikte yarışacaklardır. Hiçbir çocuk kendi beldelerinde yatağa aç girmeyecektir. Gerekirse bütün masrafları keseceklerdir, hatta gerekirse belediye başkanı aylığını dahi bu işe ayıracaktır. Bu konuda çok açık, çok net bir tavrımız var bizim. Şimdi yaşanan salgın çok derin bir salgın.
İsmail KÜÇÜKKAYA- Sayın Kılıçdaroğlu şimdi bu elimdeki sizin 14 maddelik öneriler paketinizde çiftçi var, esnaf var, fakir fukara var. En fazla sorulan soru şu, devletimizin kaynağı var mı? Var mı efendim?
Kemal KILIÇDAROĞLU- İsmail Bey, devletimizin kaynağı var mı? Şimdi az önce söyledim, devasa bir Türkiye Cumhuriyeti devleti, görkemli bir Türkiye Cumhuriyeti devleti, temelinde Milli Kurtuluş Savaşı olan bir Türkiye Cumhuriyeti devleti, ilk kuruluşundan günümüze kadar başarılı bir çizgi izlemek için liyakatli kadrolar yetiştiren bir Türkiye Cumhuriyeti devleti. Bugün yeteri kadar kaynağımız var mı? Hayır yok. Üzülerek ifade edeyim yok. Bağış kampanyası açılmasının nedeni de bu zaten. Yani CHP’li belediyelere vermeyin sadece bize verin biz bu yardımı yapacağız. Kaç lira toplandı, az önce açıkladınız, 900 milyon liraya yakın bir para. Bu paranın büyük bir kısmını kim ödedi? Ziraat Bankası, Merkez Bankası, Vakıflar Bankası, kamu kuruluşları yani. Zaten bunlar devletin parası. Yani siz bu parayı alıp kullanıyorsunuz zaten
Burada bir şey daha var. Bu kurumlar paraları veriyorlar ama kurumlar vergisi beyannamesini verdiklerinde yaptıkları bağışın tamamını vergi matrahından düşecekler. Bir daha söyleyeyim, sevgili vatandaşlarımız dinlesinler, bağış yapıyorum diye afra tafra atıyorlar sonra kurumlar vergisi beyannamesini verdiklerinde, gelir vergisi kanununa göre, 10 numaralı bendine göre, hatta maddeyi size tam olarak da söyleyebilirim, gelir vergisi kanununun 89. maddesinin 10 numaralı bendine göre ifade aynen şöyle, kanundaki ifadeyi okuyorumİsmail Bey… “Cumhurbaşkanınca başlatılan yardım kampanyalarına makbuz karşılığı yapılan ayni ve nakdi bağışların tamamı vergi matrahından indirilir.” Dolayısıyla şimdi bir devlet memuru gidip bağış yaptığı zaman o indiremiyor çünkü beyanname vermiyor. Ama Ziraat Bankası, Vakıflar Bankası, Halk Bankası veya herhangi bir özel şirket bağış yaptığı zaman kurumlar vergisi beyannamesi verdiğinde yaptığı bağışın tamamını vergi matrahından indirmiş oluyor. Kime bağış yapıyorsunuz? Devletin kesesinden. Sağ cepten alıyorsunuz sol cebe koyuyorsunuz. Arada ne oluyor…
İsmail KÜÇÜKKAYA- Sayın Kılıçdaroğlu, bir soru soracağım kusura bakmayın Ankara – İstanbul olduğu için ara ara sözünüzü kesmek zorunda kalıyorum çünkü merak ettiğim ve sormak istediğim çok da soru var. Biz buraya, Demokrasi Meydanına birkaç gün evvel sizin de Millet İttifakındaki ortağınız Meral Hanım’ı, İYİ Parti lideri Akşener’i de davet ettik. O da tabi bu belediye başkanları, Millet İttifakının belediye başkanları, o da bu konudaki duygu ve düşüncelerini açıkladı. Sizinle de hemfikir bu konularda. Şimdi onun da, sizin de gündeme getirdiğiniz bir husus var. Hani bu kaynak tartışmaları söz konusu olunca. Şimdi biz o büyük müteahhitler var ya 5 – 6 büyük müteahhit var en fazla iş yapanlar, özellikle bu garantiler var onlara verilen işte ne bileyim havaalanlarına, karayollarına, köprülere verilen. Bu konuda sizin bir öneriniz var onu bir söyleyebilir misiniz efendim bana bir onu duymak istiyorum.
Kemal KILIÇDAROĞLU- Şimdi ona gelmeden önce şunu söyleyeyim, vatandaşlarım bilsinler. Bakın İsmail Bey, Türkiye Cumhuriyeti devleti kurulduğundan 2002 yılına kadar yani 79 yılda bütün hükümetlerin rahmetli Demirel’den tutun Özal’a, Atatürk’e, İnönü’ye bütün cumhuriyet hükümetleri 79 yılda harcadıkları para, vergi, borç vs. özelleştirme 713 milyar dolar. 79 yılda 713 milyar dolar para harcadılar. Karakaya Barajını yaptılar, Atatürk Barajını yaptılar, Keban Barajını yaptılar, fabrikalar yaptılar, otoyollar yaptılar. Bütün bunları yaparken 713 milyar dolar para harcadılar. AK Parti hükümetleri döneminde yani son 17 yılda harcanan para borçlanma, vergiler, özelleştirmelerle harcanan para 713 milyar dolar değil, 79 yılda kullanılan para değil, 2 trilyon 346 milyar dolar. 79 yılda harcanan paranın 3,5 katı para harcandı. Ve bugün devletin kasası alarm veriyor. 
Şimdi gelelim sizin önemli sorunuza gelelim. Şimdi Sayın Erdoğan dedi ki, “fedakarlık yapma dönemidir.” Doğru haklı fedakarlık yapma dönemi buna itiraz etmiyorum çünkü kasa tamtakır bir yerlerden fedakarlık yapacağız.
Şimdi soru şu, fedakarlığı kim yapacak? Kahvesi kapatılan kahveci mi yapacak, pastanesi kapatılan pastane mi yapacak, sokakta simit satıp bugün sokakta simit satamayan vatandaş mı yapacak? Sokakta tezgahtarlık yapan kişi mi yapacak fedakarlığı ya da pazarda domates, patates, patlıcan satan, üzüm satan pazar esnafı mı burada fedakarlık yapacak? 
Hayır. Fedakarlığı yapacak olan; devletten dolar bazında, devlet garantili milyar dolarlarla, milyon dolarla ihale alanlar yapacak. Bunlar fedakarlığı yapacak. O zaman şunu söyledim ben. Dedim ki, bunlara devletin verdiği bir garanti var. Bu garantileri bir yıl süreyle erteleyin; deyin ki kusura bakmayın, kritik bir süreçteyiz herkesin fedakarlık yapması lazım, sizin de baştan fedakarlık yapmanız lazım, bir yıl süreyle size garanti maranti parası ödemeyeceğiz. Bunu fakir fukara için, işsiz kalanlar için, ihtiyaç sahipleri için kullanacağız deyin. İki, dolar bazında verdiğiniz garantilerin tamamını Türk lirasına çevirin. Bakın ben size sadece bir örnek vereceğim. Toplanan para neydi az önce söylediniz. 800 küsur milyon lira toplanmış. Osmangazi Köprüsünü veriyorum İsmail Bey, 2020 yılında hazineye maliyeti yani hazineden ödenecek, yani bu ülkenin 83 milyonunun ödediği vergilerden ödenecek para 2 milyar 300 milyon lira.Sadece 2020 yılında. Yavuz Sultan Köprüsü için ödenecek 790 milyon lira. 3. Avrasya tüneli için ödenecek para 2020 yılında 300 milyon lira. Sadece üçü bakın diğerlerini katmıyorum, şehir hastanelerini vs. katmıyorum, sadece bu üçü için 2020 yılında devletin hazineden ödeyeceği para 3 milyar 400 milyon lira. Otoyolları da katarsanız bunun içine…
İsmail KÜÇÜKKAYA- Sayın Kılıçdaroğlu, şimdi bugün Aydınlık Gazetesi, bugün ben size farklı gazetelerden manşetler soracağım. Aydınlık Gazetesinde-ki biliyorsunuz hükümeti pek çok konuda destekleyen bir gruptur- Doğu Perinçek şimdi tek çare para basmak diyor. İşçiyi, işsizi, çiftçiyi, esnafı, sanayiciyi rahatlatalım diyor. Şimdi böyle bir öneriyle çıkmış. Siz Cumhuriyet Halk Partisinin Genel Başkanı olarak ki uzun yıllar ekonomi bürokrasisinde görev yaptınız, SGK’da görev yaptınız, bu öneriye nasıl bakarsınız efendim? 
Kemal KILIÇDAROĞLU- Zaten onun dışında başka bir çare kalmadı İsmail Bey. 
İsmail KÜÇÜKKAYA- Öyle mi?
Kemal KILIÇDAROĞLU- Eğer bu dediğim ödemeleri kontrol edebilirlerse buradan belli miktarda para alacaklar, tasarruf yapabilecekler. İsrafı önlemeleri lazım. Hala israf yapılıyor. Kanal İstanbul hayalinden vazgeçmeleri lazım. Oraya vereceğiniz 80 – 90 milyar liralık bir yatırımı getirin başka yerlerde harcayın, fakir fukara için harcayın, ihtiyaç sahipleri için harcayın, fabrikalar için harcayın, yeni istihdam alanları yapın. Yani bütün bunları yapmak varken aklı bir tarafa bırakmışız, mantığı bir tarafa bırakmışız. Gerçekten üzülüyorum gerçekten. 
Bakın bir örnek vereyim size İsmail Bey, gerçekten içim yandı, dinlediğim zaman yandı. Şimdi ilk başta sokağa çıkma yasağı ilan edilince 65 yaşın üstündekilere, kahveci bakıyor ki kahveye gelen kişi sayısı üçü, dördü geçmiyor. Yanında çalışan üç kişiden ikisine diyor ki sizin işinize son vermek zorundayım çünkü size para ödeyemiyorum. Bu iki kişi ağlayarak geliyorlar, bizim aldığımız ücretin yarısını ver bize çünkü eve ekmek götürecek paramız yok, sadece bu var diyor başka bir şey kalmadı diyorlar. Ve kahveci o kişiye tamam diyor ikinize tek maaş vereceğim bu şekilde yapın. Sonra bu kahve kapandı Türkiye genelindeki bütün kahveler gibi. 

-sürecek-

PİYASALARDA SON DURUM

  • DOLAR
    -
    -
    -
  • EURO
    -
    -
    -
  • ALTIN
    -
    -
    -
  • BIST 100
    -
    -
    -

EN ÇOK KAZANANLAR

    EN ÇOK KAYBEDENLER

      EN ÇOK İŞLEM GÖRENLER

        BUGÜN 1000TL NE OLDU?

        • -

          BORSA

        • -

          DOLAR

        • -

          EURO

        • -

          ALTIN